2012 yılında yazılan bu yazıdan 6 yıl sonraki bugünlere bakıldığında özürlü kelimesi artık pek kullanılmamakta ve kaldırımların çoğu Türkiye'nin pek çok yerinde engelsizleştirilmiştir.

Birleşmiş Milletler, Sakat Kişilerin Hakları Bildirgesi'ne göre engellilik:

"Normal bir kişinin kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri, bedensel veya ruhsal yeteneklerindeki kalıtımsal ya da sonradan olma herhangi bir noksanlık sonucu yapamayanlar"

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre engellilik:

"Sağlık alanında bir noksanlık sonucu meydana gelen ve normal sayılabilecek bir insana oranla bir işi yapabilme yeteneğinin kaybedilmesi ve kısıtlanması."

Engelli Amerikalılar Yasası'na göre engellilik;

– bireyin bir veya daha fazla ana yaşamsal aktivitesini büyük ölçüde sınırlayan fiziksel veya zihinsel bozukluğu,

– bu tarz bir bozukluğun kaydını; veya

– bu tarz bir bozukluğu olduğu kabul edilenler.

Bizim Özürlüler Kanunu'na göre engellilik:

Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiler engelli sayılmaktadır.

Gördüğünüz gibi hiç bir tanılayıcı kelimede özür kelimesi yok. Engelli birey kavramı yerine bizde özür kelimesi kullanılmaktadır. Niçin özür kelimesi kullanılmaktadır? Daha mı kestirme?

Fiziksel ve psikolojik kelimeleri engelin tümünü kapsarken, biz de niçin ayrı ayrı belirtilmiş?

Beş duyuya sahibiz. Bunlar bedenimizin içinde. Niçin sadece beden denmemiş, hem beden hem duyu denmiş?

Ruhsal yetenek kaybı zihinle alakalı. Niçin zihin ve ruh kelimeleri ayrı ayrı kullanılmış?

Tanım niçin tek cümleden oluşuyor? Yani bireyin üç parmağı eksikse, buna rağmen toplumsal yaşama uyum sağlamada güçlük çekmiyorsa, destek eğitime ihtiyaç duymuyorsa engelli sayılmayacak mı?

Özür kişi ile alakalıdır. Engel ise onun dışındakiler ile alakalıdır. Özür kelimesini kasıtlı olarak kullanan kişi yapısal bozukluğa gözünü dikmiş, konunun benimle alakası yok, kendi özürlü, ben de ona bu sıfatı yakıştırıyorum diyor.

Engel kelimesini kullanansa diyor ki: "onun yapısal bir bozukluğu olabilir, örneğin bir bacağı eksik olabilir, ama onun ayaksız olması yaşamın coşkusunu tatmasına engel değildir, bilakis fiziki ya da psiko-sosyal çevresi onun bu coşkuyu yaşamasını engeller, o kişi de çevresi tarafından engelli hale getirilir, yoksa bizler ona ayaksız hareket kolaylığı sağlarsak, bu durumda o ilerdeki güzel günlerin coşkusunu yaşamaya devam eder.

Biz maça ayaklarımızla gideriz, o da kaldırımlara çarpmadan tekerlekli sandalye ile gider. Kaldırımı ona engel yaparsak o da engelli olur, yani bizim yüzümüzden günlük rutini yerine getiremez.

Şimdi ısrarla ve kasıtlı olarak özür kelimesini kullananlar genelde kaldırımı engelsiz kaldırıma çevirmekle yükümlü kişilerdir. Bunların ağzından engelli kelimesini duyarsınız, fakat resmi açıklamalarında kesinlikle özür kelimesini kullanırlar, onlardan engel kelimesini duyamazsınız. Balık baştan kokar, derler ya, adı özürle başlayan, Özürlülür Kanunu'nda tek bir "engelli" kelimesi bulamazsınız.

Engel kelimesini kullananlar da benim gibi düşünenler. Onların da ağızlarından asla özür kelimesini duyamazsınız. Özür kelimesini kullanan kişi: "adamın bacağı yok işte" diyerek onun bu eksikliğine dikkat çeker. Ona özürlü der. Demek zorunda. Engelli dese engeli kendi koyduğu ortaya çıkar, zira on yıl önce tekerlekli sandalyedeki biri yalvararak: "otobüslerin orta kapısındaki engeli kaldırın, biz otobüslere binemiyoruz, o demiri kaldırın başka bir şey istemiyoruz" diyordu. Bütün dikkatin bu nidaya verilmesi gerekirken, ortamdaki basın, bir dizideki baba rolünün etrafını kuşattı. Engellinin bir kaç saniye önceki konuşması basının babanın peşinde dışarı akması gibi sanki havaya uçmuştu. Aslında havaya uçmadı. Çok çok kısa bir zaman sonra On yıl sonra isteğine kavuştu. Otobüslerin bazıları engelliler için dizayn edilmişti.

Yine de kasıtlı olarak özür kelimesini kullan kişi ona özürlü demeli ve dikkati doğrudan onun eksik uzvuna çekmeli ki milyonlarca lira tutacak yeni otobüsler getirme zorunluluğunu ört bas etsin. Özürlü denince herhangi bir engel olmadığı ortaya koyulur: "bakın şehirde hiç bir engel yok" düşüncesi bilinç altına işlenir. Engel yok, sadece özür var. Onu da biz yapmadık, demeye çalışılır. Oysa biz tersini görürüz. Koskoca kaldırım engeli vardır, fakat özür kelimesine o kadar çok dikkat çekilir ki, bizler kaldırım engelini göremez hale geliriz. Gülümseyerek kaldırımları aşarız. Özür kelimesi sihirli değnek gibi tüm engelleri ortadan kaldırır. Engeli bir tek engelli kişi görür, zira gözümüz özür kelimesi ile kapatılmıştır. Özür kelimesi aynı işaret parmağı gibidir. Yolda yürürken, kalabalığın içinde, arkadaşınızı yanınıza alarak, boş havayı işaret edin, yüzünüzde hayret dolu bir bakış olsun, bakın neler oluyor. Herkes ister istemez işaret ettiğiniz yere bakacaktır. Özür kelimesi de böyledir. Eksik bacağı gösterir ve fazlalık kaldırımı görmemizi engeller.

Türkiye'de anne çocuğuna: "hadi çöpü dök der". Avrupa'da anne: "bak çöp taşmak üzere der". Yani Türkiye'de anne direk çocuğuna konuşurken, avrupadaki nesneye yöneltiyor söylemini.

Kaldırım engelini kaldırmada aceleci olmayan kişiler de böyle yapıyor. Dikkati nesneden uzaklaştırmak için Türkiye'deki anne gibi, çok da bilinçlice, dikkati eksik bacağa çekiyor. Toplum da bunu kabulleniyor. Aaa! Evet! Gerçekten de bacağı yok. Eee... Onlar kesmedi ya bacağını, diyor.

Anayasada açıkça belli olan, belediyenin kişinin doğal yaşam alanını engellilerin rahat hareket edebileceği hale dönüştürmek zorundadır hükmü böylece gizlenmiş oluyor.

Bu tamamen benim uydurduğum bir gizleme şekli. Bir de gizlenemeyeni var. O da yasalar. Kaldırımları ya da daha genel olarak yaşam alanını engelsizleştirme çabasına verilen yedi yıllık süre dolar. Aha, hakkımızı arama zamanı geldi, denir. Denir ama heybeye ya da külaha denir. Biri şöyle der, oyları kimin verdiği değil, oyları kimin saydığı önemli. Bu olayda da hakkı kimin aradığı değil, hakkı kimin verdiği önemli gerçeği ortaya çıktı. Hakkı veren bir hak daha verdi, ama engelliye vermedi, engelleyene verdi. Hem de üç yıl daha. Olsun. Eskinden on yılda gelen hak, şimdi yedi yılda geliyor. Üç yıllık bir gelişme var. Yoksa hesabı yanlış mı yaptım? Yo.. yoo.. yanlışı onlar yaptı. Eskiden on yılda verdikleri hakkı yedi yılda vereceklerdi. Yanlışlıkla. Son anda yaptıkları yanlışı görüp eksik üç yılı yedi yılın üstüne koydular. Böylece büyük bir yanlış düzeltildi. Az daha on yılda verilen hak yedi yılda alınacaktı. Kolay mı öyle bir kaldırımın bir ucunu yedi yılda törpülemek. Yedi yılda kabak bile yetişmez. Bu büyük yanlışından dönenlerden Allah razı olsun. Ne demişler. Hata edip düzeltmemek, işte asıl hata budur. Kaldırımları düzelttikleri için, pardon yasayı düzelttikleri için çok çok teşekkürler.

Şimdi onlar gibi söyleyelim. Kaldırımlarımız engelli değil, özürlü!  Özürlü kaldırımları biz yapmadık ya!

.................... bitti ....................