AYRIMCILIK

Bir insan bez bebek yapar. Yaptığı bebeği giydirir. Giydirirken dünya görüşüne göre elbise seçer. Kimi etek. Kimi pantolon. Kimi uzun bir elbise. Kimi hırka giydirir. Kimi bebeğin her tarafını kapatır. Kimi de yüzünü, ellerini, kollarını, bacaklarını açıkta bırakır. Yani bez bebeğe baktığınızda adeta onu yapanı görürsünüz.

Bir karikatürde üstte dört Atatürk fotoğrafı, altta da dört insan fotoğrafı vardı. İlk insanın üstündeki Atatürk fotoğrafı aynı kendisi gibiydi. Kendisi asker. Resmi giyinmiş. Atatürk de öyleydi. Asker gibiydi. İkinci insan halktan biri gibi giyinmişti. Atatürk de öyledi. O da halktan biri gibi giyinmişti. Üçüncüsü dindar biriydi. Atatürk de onun gibi giyinmişti. Cüppeli. Dördüncüsünü tam hatırlamıyorum ama alttaki insan nasıl giyinmişti idiyse Atatürk'ü de onun gibi giyinmiş olarak hayal ediyordu.

Mevlana bir insan yetiştirir. Yetiştirdiği insan onun aynası olacaktır.

Bir hırsız, bir insan yetiştirir. O yetiştirdiği de yüksek olasılıkla kendisinin aynası olacaktır.

Bir anne bir çocuk yetiştirir. Yetiştirdiği çocuk az konuşuyorsa, anne de az konuşuyor demektir.

İnsanların davranışları birbiriyle tutarlıdır. Eğer bir insan yere tükürüyorsa, bilin ki bir başka yerde sıraya girme davranışı göstermeyecektir. Yanınızdan geçerken size çarpacaktır. Başka bir yerde yalan söyleyecektir. Amacına ulaşmak için her yol mübah olacaktır.

Bunun aksine davranışlar gösteren bir insanın davranışları da tutarlıdır. Yere tükürmeyen biri, sıraya da girecektir. Doğru söyleme davranışını özümseyecek, başkalarına karşı önyargısız hareket edecek, amacına ulaşmak için her yol mübah olmayacaktır. Problemi başkalarında değil, kendisinde arayacak, nerede yanlış yaptığını sorgulayacaktır.

Oysa yere tüküren, sıraya girmeyen insan, bu davranışlarının sebebini önyargılarında bulacaktır.

Bu insan kendi odasındaki halıya tükürmeyip, sokağa büyük bir gönül rahatlığıyla tükürebilecektir. Yani evi ile sokağı birbirinden ayıracaktır. Az önce söylediğim gibi insanın davranışları tutarlıdır ve evi ile sokağı birbirinden ayıran kişi, insanları da birbirinden ayıracaktır.

Önce gençler diye başlayıp insanları yaşlı ve genç diye ayıracak.

Sonra biraz daha kabalaşıp insanları saçına, cinsine, ırkına göre ayıracaktır.

Davranışları kendisinin aynası olduğu için ve bunu hayatındaki her bir olay, nesne ve kişiye yansıtacağı için ayrımcılığın her türlüsünü apaçık gösterecektir.

Ayrımcılığın en açık halini zeki olanlar ile olmayanları birbirinden ayırarak gösterecektir.

Oysa bilmez ki zeki olanlar da olmayanlar da birdir.

Bir olanlara ayrı davranmak, ayrı olanlara bir davranmak özündeki ayrımclığın çok açık bir 'görünü'südür.

Kendisi gibi düşünenler bir kefede, farklı düşünenler de bir kefede olacaktır.

Tutarlı davranışı sonunda onun için halı ile sokak bir olmayınca zeki olan ile olmayan da bir olmayacaktır.

Oysa ahlaki gelişim düzeyi yüksek olanlar, halı ile sokağı bir tutar. Evdeki halı birey için neyse, bir arada yaşayan insanlar için de sokak toplumun halısıdır. Toplum kendi halısına tükürülmesini istemez. Bunun yapılma olasılığını en aza indirmek için bireylerinin ahlaki gelişim düzeylerini istendik olarak yükseltmeye çalışır. Bunu eğitimle yapar. Yine de toplumda az görülse de toplumun halısına tükürenler çıkar.

Ortak akıl için ayrımcılık değil, insan hakları odaklı her şey doğruyken, ahlaki gelişim düzeyi yüksek olmayan ayrımcı birey içinse gereksinimlerini karşılayan her şey doğrudur. Halıya tükürmemeyle ev temizliği gereksinimi karşılayan ayrımcı birey, sokağa tükürmeyle boğaz temizliğini karşılar.

Şimdi bu çok basit ayrımcı düşünceye sahip birinin dünyanın bir yerinde eğitimci olduğunu düşünün.

Sizce ayrımcılık yapar mı?

Zeki olmayanları hemen akranlarından ayırmak ister mi?

Kendi gereksinmesine katkıda bulunmayacak olan engelli öğrenciyi sınıfın bir köşesinde unutur mu?

Asla koşamayacak durumda fiziki engeli bulunan bir öğrencisini koşamıyor diye beden dersinden sınıfta bırakır mı? Dolaylı ayrımcılık yapar mı?

Erkek öğrenci sorunun cevabını bilemediğinde döver mi? Kızlar bilemediğinde geç yerine der mi? Kabahati yanında cinsiyet ayrımcılığı yapar mı?

Yine engelli öğrenciyi "burada ne öğrenebilecek ki" diyerek okula almamazlık yapar mı? Doğrudan ayrımcılık yapar mı?

Orta düzeyde işitme engeli olan birine "senin bu okulda ne işin var" deyip onu ağlatır mı?

Dünyanın bir ülkesinde de böyle örnekler görürüz.

Orada da ayrımcılık vardır.

Zeki olmayanlar, zeki olanlardan hemen ayrılır.

Küçük yaştaki birey daha ufacıkken yaşıtlarından ayrı tutulur. Engelli okuluna gönderilir. O ülkede bu durum eğitim odaklı bir iyileştirme çabası olarak gösterilir. Oysa özünde ayrımcılık vardır. Zekaya göre ayrık tutma hali vardır. Ten rengine göre ayrık tutma hali ile zekaya göre ayrık tutma hali aynıdır. Bu tamamen ahlaki gelişim düzeyi yüksek olmayan bir zihniyetin ürünüdür.

Ocak ayının sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin önüne giderseniz, bir lahit göreceksiniz, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile bu olguya karşı yazılarla, çiçeklerle bir savaş açılmış olduğunu görürsünüz.

Yaşçılıkla başlayan, zararsızmış gibi görünen her türlü ayrımcılığı dünyanın her yerinde, yaşamın her safhasında görebilirsiniz.

En zararsızmış gibi görünen ayrımcılığın karşısındaki tersine ayrımcılığı da fark edebiliriniz. Örneğin Engellilere yönelik pozitif ayrımcılığı bir zamanlar her yerden dinlediniz.

Futbol Hakemi, sarı kartı futbolcuya göstermez. Tribüne gösterir.

Yıllar evvel, sarı kart yokken, kusurlu harekette bulunan futbolcuyu hakem uyarır. Aynı hareketlere devam etmesi halinde onu oyundan alacağını söylerdi. Tribün de bunu anlamazdı. Kendi aralarında konuşurlardı. Hakemle futbolcu acaba ne konuşuyor? Sonra sarı kart icat oldu. Toplum kurtuldu.

Kusurlu hareketten sonra Hakem sarı kartı uzanabildiği en yükseğe kaldırarak seyirciye gösterir. Seyirci de anlar ki ikinci fena hareketinde futbolcu artık seyircilerden biri olacak.

Tersine ayrımcılıkta, yani pozitif ayrımcılık da böyledir. Pozitif ayrımcılığın futbolcuda olduğu gibi, engelli ile hiç bir alakası yoktur. Pozitif ayrımcılık, sarı kartın doğuşu ile kurtulan toplum içindir. Bakın siz engellilere ayrımcılık yapıyorsunuz. Biz de tam tersini yapıyor, onları ayrımcılığınızdan korumak ve sizi susturmak için size sarı kart gösteriyoruz, denir. Kısaca tersine ayrımcılık, ayrımcılığın var olduğunun ispatıdır.

Türkiye'deki bu ayrımcılığı kabulleniş dünyadaki ayrımcılığın tersine Türkiye için müthiş bir iyileşmedir.

Eskinden olumsuz örnekler görebilirken artık ayrımcılık engellilere Güneş kadar uzaktır.

Siyasilerin beş on yıldır başlattığı hareketi toplum desteklemeye başlamıştır.

Bir eğitici çıkacak da "engelli işte, bence liseyi okumasın" diyecek.

Bir diğeri engelli çocuğu internetten ders çalışsın diye ona bilgisayar alınca, sen ona niye bilgisayar alıyorsun. Bilgisayar onu otistik yapar diyecek.

Okulun rehber öğretmeni onu okuldan uzaklaştırmak için öğretmenleri fişekleyecek.

Sınıf öğretmeni, bu çocuk duymuyor, koşamıyor, konuşamıyor, akranlarıyla aynı değil, gitsin burdan, diyecek.

Başka bir öğretmeni toplama çıkarma yapamayan çocuğa diğer arkadaşlarına sorduğu gibi trigonometri soruları soracak.

Bir diğeri BEP hazırlamayacak.

Müdür ilgisizlikten sıkılıp bir ders önce arka kapıdan eve dönen öğrenciyi yavuz hırsız misali annesine bağırarak okuldan atmak isteyecek.

Öteki bizim okulda bütünleştirme eğitimi yok diyecek.

Yönetici, ben destek eğitim odası açmam, yerim dar, diyecek.

Rehber öğretmeni toplama çıkarma bilen, okuma yazması olan, uyumlu çocuğu akranlarından ayırıp sırf çarpma yapamıyor diye özel sınıfa yollamaya çalışacak.

Bu örnekleri dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile görebilirsiniz, fakat bu örneklerin hiç birini Türkiye'de bin yıl yaşasanız görmezsiniz.

Birileri söylese de siz inanmayın.

Mevlana ne demiş? Gördüğünün yarısına, duyduklarının hiç birisine inanma.

Türkiye'de zorunlu eğitim on iki yıla çıkarılmış durumda. Bu şu anlama geliyor. Dediğim gibi olumsuz örnek görme olasılığınız, sokakta yürürken başıma gemi düşme olasılığı kadar az. Az önce okudunuz toplumun halısına tükürenler çıkabilir.

Bu çocuk okuma yazma bilmiyor, lisede ne işi var, diyen birine karşı on iki yıllık zorunlu eğitim çok güzel bir cevap olur.

Yerim dar, denme olasılığına karşı destek eğitim odası açma zorunluluğu olması pozitif bir ayrımcılıktır.

Buna benzer paylaşımlar arttırılabilir.

Bu tür çabalar şu an ayrımcılık kokusunun olmamasının temel sebeplerindendir.

Siz yine de eşeğinizi sağlam kazığa bağlayın, olur ya çocuğunuza tükürmeye kalkan biri çıkar. Bu ayrımcılığın karşısında tek bir güç durabilir, o da bilgi.

Fırensiz Beykın (Francis BACON) şöyle der: "Güç bilgidir."

.................... bitti ....................